Booking.com
Booking.com

Karadeniz Turu 2 - Gezi Rehberi

Maçka, Altındere Vadisi


Tüm hazırlıklarımızı tamamlayıp, konaklayacak yerleri birkaç hafta önceden ayarladıktan sonra yola koyulduk. Bursa ve Ankara'yı direk geçerek Samsun'a ulaştık. Ardından Ordu , Giresun ( 1 gece konaklama), Trabzon ( 2 gece konaklama), Rize ( 2 Gece konaklama) ve ardından Ankara'ya dönüş.

1. Gün - Samsun

Akşam konaklayacağımız yerde eşyaları bıraktıktan sonra hemen yemek araştırmasına giriştik. Çok işlek bir cadde olan İstiklal caddesinde birkaç mekan baktıktan sonra mükemmel bir köfteci keşfettik. Köftecim Sebo'da köftelerimizi yedikten sonra caddede biraz turlayıp geri döndük.

2. Gün - Samsun, Ordu, Giresun



Sabah erkenden kalkıp Bandırma Gemi-Müze ve Milli Mücadele Açık Hava Müzesi'ne geçtik. Gemi milli mücadele ruhunu verecek şekilde dizayn edilmiş. Ayrıca bahçesinde ki Samsun yazısı oldukça fotojenik boyuttaydı.


Ardından Ordu'ya doğru yola çıktık. Samsun'un kavurucu sıcaklığı doğuya doğru ilerledikçe kendini tatlı bir serinliğe bırakıyordu. Bu yolculuğun en güzel yanlarından biri Karadeniz rotasının hep sahil kenarından ilerlemesiydi. Biz hep deniz boyunca yol aldık. Arada babamla yerleri değiştirdik bazen ben kullandım buralarda yollar sakindi.
Orduya bir saat kala Ünye'de mola verdik. Google'da çok beğenilen bir pideci olan Dikilitaş pide'de yiyelim dedik ama hem servis çok yavaştı hemde buralarda pide fiyatları almış başını gidiyor. Pide ise ortalama lezzete sahipti. Çalışanları güler yüzlüydü ve mekanın manzarası iyiydi sadece bu yönden bizden puan aldılar :)
Daha sonrasında Taşbaşı camiide namaz kılıp Yürürler konağına bir bakalım dedik ancak konağın sahibi kapıları kapatmış sadece dışardan bakabildik. Yolumuz uzun olduğu için diğer yerlere bakamadan devam ettik ama siz göz atmak istersiniz diye şuraya bırakıyorum; Ünye Müze Evi, Saray Hamamı, Saray Surları, Suluhan, Feyzullah Kadı Konağı...


Yarım saat sonra Ordu'daydık. Burda ilk işimiz herkesin öve öve bitiremediği teleferiğe binmek oldu. Gerçekten de çok güzel bir deneyimdi. Gidiş-Dönüş tam bilet 9 TL, Tek yön gidiş fiyatı 5 TL, Gidiş -Dönüş (Öğrenci, Engelli) 7 TL, Tek Yön Gidiş (Öğrenci, Engelli) 4 TL, Gidiş – Dönüş Şehit Yakını ve Gaziler 4 TL, Tek Yön Gidiş Şehit Yakını ve Gaziler 2 TL. Yukarı çıktığınızda birçok tesis ve hediyelik eşya dükkanı sizi karşılıyor. Ancak kendiniz şurada oturayım bir soluklanayım derseniz öyle bir yer yok maalesef..


Burada biraz vakit geçirdikten sonra aşağıya indik ve teleferikle aynı bahçede yer alan ters evi ziyaret ettik. Çok eğlenceli bir deneyim oldu. Alt kat fotoğraf açısından uygun değildi ancak üst katta harika fotoğraflar yakalayabilirsiniz.
Giresun'a devam etmemiz gerektiği için bazı yerleri es geçmek zorunda kaldık. Sahilde biraz dolaştıktan sonra Giresun'a doğru yola koyulduk. Ancak biraz daha vakti olanlar için; Etnografya Müzesi, Taşbaşı Kilisesi, Gökömer Ekolojik Turizm Köyü ve Şenyurt Köyü Şelalesi gezilebilir yerler arasında.
Giresun'a varınca yerleştikten sonra ilk işimiz yine yemek aramak oldu :) Gazi caddesi boyunca birçok kafe restoran bulunuyor. Giresun küçük bir yer olduğu için her yer birbirine yakın. Merakımızdan Giresun kalesinin bulunduğu bu yarım adanın çevresinde bir tur atalım dedik ama pek beğenmedik size de tavsiye etmem. Etrafında hiç kafe yok sadece Sahil Fındık evi vardı orda bir çay içip geri döndük. Aydınlatması da iyi değildi.

3. ve 4. Gün Trabzon

Bizim için asıl macera burada başladı diyebilirim. Bir an evvel Trabzon'a gitmek istediğimiz için sabah erkenden yola koyulduk. Giresun'da ziyaret edilebilecek güzel yerler vardı ancak dönüşte bakarız diye düşündük. Yeri gelmişken önerebileceğim yerler; Giresun Kalesi, Kufa Kuyusu, Meryem Ana Kaya Tapınağı, Giresun Müzesi, Giresun Adası Botanik Bahçesi ve Seyyid Vakkas Türbesi.
Giresun- Trabzon arası iki saat sürdü. Yol üstünde Akçaabat'ta Köfteci Ali'ye uğrayıp bir Akçaabat köftesinin tadına baktık. İlgili alakalı çok hoş bir işletmeydi köfteleride lezzetliydi. Yemekten sonra tekrar yola koyulduk ve hızlıca Trabzon'a geçtik.
Trabzon merkez oldukça küçük hiç beklemediğim kadar küçük bir yerdi. Biz Ortahisar'da konakladık. Gitmeyi planladığımız yerlere yakın olması açısından da iyi oldu. Eşyaları bırakıp hemen Sümela Manastırına doğru yola çıktık. Ben böyle huzurlu yolları en son Kırgızistan'da görmüştüm. Yollar asfaltlı ve kaymak gibiydi. Zorlayıcı yokuşlarda yoktu.


Sümela Manastırı 

Merkeze neredeyse bir saat uzaklıkta. Yollar harika dağların ve tepelerin içinden geçtiği için hiç sıkılmıyorsunuz. Hatta bu yollar hiç bitmesin demiştim ilerlerken. Manastırın bulunduğu Altındere Vadisi Milli Parkı girişinde sizden araç için 12 TL alıyorlar. Eğer Sümela Manastırını görmek isterseniz 10 tl kişi başı vermeniz gerekiyor. Ancak öğretmen veya öğrenciyseniz ücretsiz.
Kapıda para-bilet işlemlerini halledip biraz daha ilerledik. Yürüyüşle çıkılan kısma kendi aracımızla gideriz sanıyorduk ancak öyle olmadı. Aracı yolun kenarına bırakıp minibüslerle devam etmek zorundasın. Kişi başı gidiş geliş 5₺ minibüse verdik ve yürüyüş yoluna geldik. Daha sonra sisli dağların arasından merdivenleri tırmanarak Sümela'ya vardık. Yürüyüş yolu ve merdivenler sağlam ve tedbiri tam olarak hazırlanmış, oldukça beğendik.

Ancak Sümela'ya çıkınca biraz hayal kırıklığı yaşadık çünkü Manastırı dışardan görüyor ama içine giremiyorduk. Küçücük bir balkon yapmışlar, içine uzaktan bakıyorsun. Görebildiğimizi görüp dışarı çıktık. Doğası müthiş çekici olduğu içinde bahçesinde biraz vakit geçirip minibüslere doğru yol aldık.

Sümela Manastırı'nın Tarihi

Rivayete göre Bizans İmparatoru  I.Theodosius zamanında (375-395) Atina’dan gelen Barnabas ve Sophranios isimli iki rahip tarafından kurulmuş olan manastır, 6'ıncı yüzyılda İmparator Justinianus’un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine Generallerinden Belisarios tarafından tamir edilmiştir. Sümela Manastırı’nın şimdiki durumuyla varlığını 13'üncü yüzyıldan itibaren sürdürdüğü bilinmektedir. 

Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı Padişahları pek çok manastırda olduğu gibi Sumela’nın da haklarını korumuşlar, bazı imtiyazlar vermişlerdir. Sümela Manastırı’nın 18. yüzyılda bir çok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19. yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır.  Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir. Trabzon’un 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında manastıra el konulmuş, 1923'den sonra tamamıyla boşaltılmıştır. 

Sümela Manastırı’nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma’dır. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir. Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bölümü yıkılmıştır. Dar uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılmaktadır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir. Avlunun etrafındaki binalarda odalardaki dolapları, hücreleri, ocakları ile Türk sanatının etkileri de görülmektedir.

Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18'inci yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir. En alt tabakanın freskleri daha üstün niteliktedir. Sümela Manastırı’nda yer yer sökülerek alınmış olan ve oldukça harap bir görünüm taşıyan fresklerde işlenen başlıca konular İncil’den alınmış sahneler, Hz. İsa ve Meryem Ana’nın hayatı ile ilgili tasvirlerdir.

Sümela Manastırı Ziyaret Saatleri Yaz Dönemi: 09.00-19.00

Sümela Manastırı Ziyaret Saatleri Kış Dönemi: 08.00-16.00

Kaynak: Trabzon İl Kültür veTurizm Müdürlüğü, Sümela Manastırı

Manastırın hemen yanında bulunan alandan böyle fotoğraflar çekilmek mümkün :)

UZUNGÖL 


Trabzon ziyaretimizin ikinci gününde Uzungöl'e gittik. Çaykara ilçesinde bulunan ve fotoğraflarına bakıldığında insanı kendisine hayran bırakan bu göl ne yazık ki oraya gittiğimizde bizi hayal kırıklığına uğratmıştı. Burada yapılan hataları ve yaşanan sıkıntıları daha anlaşılır olması açısından madde madde yazacağım.
  1. Öncelikle bu küçücük alanda akıl almaz bir trafik yoğunluğu var. Araba park edecek bir yer bulmanız mümkün değil. Ayrıca arabayla gölün etrafında dolaşabiliyor olmak işi daha da kötü hale getiriyor. Park ücretlerini fahiş fiyatlara çıkaran işletmelerde cabası.
  2. Turist yoğunluğu Araplar üzerinden ilerlemekte. Benim için turistin ırkı önemli değil ama oradaki esnafın tüm düzeni belli bir kesime göre alması ve fiyatları onların gelirine göre şişirmesi çok rahatsız edici. 
  3. Burası küçük bir arabistana dönmüş durumda. Bu bölgeye yapılan haksızlık böyle bir doğa harikasını bile maalesef gölgede bırakmış. 
  4. Buraya insanlar doğası için geliyor öyle değil mi? O zaman neden doğal bir gölün yanına abuk subuk her şeyin mağazasını açmışlar ? Ayakkabıcı, elbiseci, oyuncakçı. Burada olması gereken belki birkaç çay ocağı ve restoran o kadar. O da gölü mahvetmeden. 
  5. Adım başı lüks restoranlar karşılıyor sizi. Gölün verdiği doğallığa tezatlık oluşturan bu yerlerin fiyatları ise oldukça pahalı. Biz tahtadan yapılma bir çay ocağı bulup oraya oturduk, gayette keyifliydi. 

Olumlu birşeyler söyleyip mutlaka gidin görün derdim ama gittiğiniz anda sizi basacak sıkıntılar yüzünden bana kızmanızı istemem. Bir daha asla gitmeyeceğim bu yeri size önerecek değilim. Tam bir hayal kırıklığıydı. 

Ama oraya gitmişken her şeyi bir kenara atıp anın tadını çıkarmaya çalışmadık mı, çalıştık. Ama her teşebbüsümüz de mahvedecek bir olay yaşandı. Şimdi fotoğraf paylaştığım bu tepeye çıkmak için yüzlerce basamak tırmandık bu esnada merdivenlerin her yanı çöp doluydu. Bu kadar mı medeniyetten uzağız yahu? Bu pisliğe hiç bir şey dayanmaz. Bu oranın belediyesiyle de alakalı bir durum değil. Bizi ve turistleri bağlar. Birisini çöp atarken gördüğümüzde uyarmazsak kendi evimize sahip çıkmazsak dahası bizde çöp atarsak bu ülkenin hali nice olur. 


Kısacası Uzungöl sinir harbi yaşadığım bir yer oldu benim için. tek kelime HAYAL KIRIKLIĞI. 



Trabzon'un kısa bir özetini yapmak gerekirse şehir merkezinde ilgi çekici bir yer olmamasına rağmen dağları ve yaylaları paha biçilemez. Sümela manastırı uçuruma yapılmış olması sebebiyle doğal güzelliğini korumayı başarmış ancak Uzungöl maalesef kaybedilmiş bir alan. 
Genel anlamda havası suyu başka güzel olan bu memleket beni çok etkiledi ve çok sevdim :)















Yorumlar

Booking.com