Booking.com
Booking.com

İbn Cübeyr Seyahatnamesi - Endülüs Araştırmalarım


    

    Endülüs araştırmalarıma devam ederken dikkatimi oldukça cezbeden ilim adamlarından biride İbn Cübeyr oldu. Endülüs'ün önemli seyyahlarından biri olan bu adamın tam adı Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani'dir ve 1145 yılında Valensiya'da doğmuş. Ailesi varlıklı ve aydın kişilerden oluştuğu için kendisi de eğitimini bu doğrultuda almış ve yazarlık yolunu seçmiş.

    Bir gün katipliğini yaptığı valinin ısrarları üzerine o zamana kadar ağzına hiç değdirmediği içkiyi içmek zorunda kalınca günahlarının kefareti için hacca gitmeye karar vermiş ve kendisine ün kazandıran seyahatnamesini de böylece kaleme almış.

    İbn Cübeyr, seyahati boyunca yanında bulunan arkadaşı Ebû Ca‘fer Ahmed b. Hasan ile birlikte 4 Şubat 1183'te Granada’dan hareket etmiş. Önce Tarifa yoluyla Sebte’ye, oradan da bir Ceneviz gemisiyle Sardinya, Sicilya ve Girit üzerinden İskenderiye’ye gitmiş. Bu şehri ve Kahire’yi ziyaret ettikten sonra Nil boyunca Kūs’a, arkasından çölü geçip Ayzâb’a, sonra da gemiyle Kızıldeniz’den Cidde’ye varmış ve 13 Temmuz 1183'te Mekke’ye ulaşmış.

     Mekke’de sekiz aydan fazla kalıp hac ibadetini yerine getirdikten sonra 16 Nisan 1-1842'te Medine’ye geçmiş ve burada yalnızca beş gece yatıp Irak’a dönen hacı kervanına katılarak Bağdat’a, buradan da yine beş gün sonra Sâmerrâ, Tikrît, Musul, Nusaybin, Harran, Halep, Hama ve Humus üzerinden 5 Temmuz'da Doğu’nun cenneti, İslâm ülkelerinin mührü ve şehirlerin gelini diye vasıflandırdığı Emevîler’in eski başşehri Dımaşk’a gitmiş. 
        
    13 Eylül tarihinde buradan Haçlılar’ın işgali altındaki Filistin’e geçip, tarihî Sûr şehrine uğrayıp arkasından her yöne gidebilecek gemilerin bulunduğu ana üs konumundaki Akkâ’ya inmiş; 17 Ekim 1184'te yine bir Ceneviz gemisiyle memleketine dönmek üzere yola çıkmış ama Messîne önlerinde geminin batması üzerine boğulma tehlikesi atlatmış. Bu sebeple bir süre yeni bir gemiyle yolculuğuna devam edebilmek için şartların düzelmesini beklemiş.

    26 Mart 1185'te durumu iyileşince Sicilya’nın Trapani Limanı’ndan tekrar denize açılmış ve yine Sardinya ve Balear adaları üzerinden İspanya kıyılarına ulaşarak Cartagena’ya varmış. 25 Nisan 1185'te kendi ifadesiyle iki yıl üç buçuk ay sonra Kurtuba’daki (Córdoba) evine dönmüş ve resmi bir göreve girmeyerek seyahatnamesini yazmaya başlamış. Seyahatnameyi okuduğumuzda dönemin şartlarıyla ve gezdiği ülkelerde ki sosyal ekonomik durumla ilgili birçok ipucu bulabiliyoruz. Bende İbn Cübeyr'in tanık olduğu olayların ilgimi çekenlerin bir kısımlarını küçük notlar halinde aktarmak istiyorum.

  • Öncelikle hemen hemen her cümlesini Allah'a hamd ederek bitiriyor. Olumsuz bir durumu aktardıktan sonra eğer düşmanlardan bahsediyorsa cümlesinin sonunda onlara beddua etmeyi ihmal etmiyor. 
  • Yolculuğunun başında rastladıkları Rum gemilerinin onlara sürekli yardım etmesinden Rumlarla Müslümanların arasındaki ilişkinin iyi olduğunu çıkarıyoruz. 
  • Hac kafilesinin İskenderiye'ye iner inmez Sultan'ın polisler tarafından sorgulanıp mallarının zekatını kendilerine vermelerini mecbur tutmaları oldukça üzücü bir durum. İbn Cübeyr bu durumu tüm eşyalarının kurcalanarak zarar görmesine sebep olunan iş bilmez gümrük denetçilerinin yaptığı hileli denetimler olarak tanımlamış. Ancak dönemin Sultan'ı olan Selahaddin Eyyubi'nin bu durumdan haberi olmadığına inandığını da belirtmeyi ihmal etmemiş.
  • Yine İskenderiye'de Selahaddin Eyyubi tarafından kurulan bir vakıf ülkeden geçen yolculara ekmek dağıtıyormuş. Özellikle zor durumda seyahat yapan yolcular için dağıtılan ekmekler hayat kurtarıcı nitelikteymiş.
  • Kahire'ye vardığında  Hz. Hüseyin'in türbesinin muazzam yapısından oldukça etkilenmiş ve uzunca bir yazıyla anlatmış. Bu noktada benim dikkatimi çeken şey Hz. Hüseyin'in başının orada gömülü olduğunu söylemesi ve insanların akın akın adak adayıp dua etmek için oraya doluşması oldu. Günümüzde yaptığım araştırmalar sonucunda bunun belirsiz bir durum olduğunu gördüm. Yani Kahire'de ki o türbenin içinde gerçekten Hz. Hüseyin'in başı var mı emin olunamıyor. Ancak İbn Cübeyr'in belirttiği yıllarda bile güçlü bir inanç halkasıyla sarılan bu türbe belli ki içinde bir gizem barındırıyor. 
  • Bunun yanında ehli-beytten, Peygamberimizin ashabından ve Hz. Ali'nin akrabalarından orada türbesi bulunan zatları da seyahatnamesinde tek tek belirtmiş.
  • Selahattin Eyyubi zamanında yapımına başlanan Kahire Kalesi için ücret vermeksizin zorla çalıştırılan Rum esirlerinden bahsetmektedir. Çalışma koşullarının ağır olduğundan dolayı Müslümanların gönüllü bir şekilde çalışmasının mümkün olmadığına değinir.
  • Sultan'ın yaptırdığı akıl hastanesinin gelişmişliğinden ve diğer eserlerinin güzelliğinden bahseder ve özellikle yabancı uyruklu öğrenciler için yaptırdığı evleri ve yaptığı yardımları över.
  • Mısır piramitlerinin ihtişamından bahseder ve nasıl yapıldığına akıl sır erdiremez. 
  • Rum korsan gemilerinden bir tanesinin yakalanarak mürettebatın cezalandırıldığı bir ana denk gelmiş ve bunu detaylıca anlatmıştır. 
  • Mekke ve Medine seferlerinde yaşadığı duygu yoğunlunun yanı sıra dönemin hacılarına yönelik uygulanan politikalara da ışık tutmuştur. 

    











Yorumlar

Booking.com